Çürüme Nereden Başlıyor?
Bugün dünyada olduğu gibi ülkemizde ve yaşadığımız şehirlerde de bir çözülmeden söz ediliyor. Çoğu zaman bu çürümeyi hep “yukarıdan aşağıya” doğru okuyoruz. Oysa asıl tehlikeli olan, sessizce içeriden dışarıya yayılan çürümedir. Fark edilmeden ilerler; vicdanı köreltir, ölçüyü bulanıklaştırır.
“Kimse kimseye ahlak satmasın” diyoruz ama çoğumuz kendi küçük iktidar alanlarımızda başkalarının ahlakını tartar hâle geliyoruz. Sosyal medyanın büyüttüğü egolar, bizi olduğumuzdan daha ayrıcalıklı, daha dokunulmaz hissettirebiliyor. Oysa en zor ve en gerekli soru hâlâ orada duruyor:
“Ben buraya nasıl geldim?”
Bir makama, bir konuma gerçekten emekle mi ulaştık, yoksa bir telefonla mı “getirildik”? Tırnakla kazıyarak gelmekle, referansla taşınmak arasındaki ahlaki farkı konuşmadan bu çözülmeyi durdurmamız mümkün değil.
Mesele artık sadece dindar görünmek de değil. Namazı, ibadeti, dini kavramları şeklen yerine getirmenin tek başına bir ölçü olmadığını acı tecrübelerle görüyoruz. İslami yaşam, birçok yerde bir ahlak terazisi olmaktan çıktı. İmaj, etiket, güç ve çevre; ehliyetin, liyakatin ve takvanın önüne geçti. İbadetin bıraktığı boşluk, dünyevi konforla doldurulmaya çalışılıyor.
Geçmişte anneler, babalar damat adayını sorarken “Namaz kılıyor mu, kazancı helal mi?” derdi. Bu bir merak değil, bir karakter ölçüsüydü. Rabbine karşı sorumluluğu olan bir insan olup olmadığını anlamaya çalışırlardı. Bugün bu sorular ya ayıp sayılıyor ya da gereksiz görülüyor. “Kalbim temiz” sözü ise çoğu zaman sorumluluktan kaçmanın kibar bir bahanesine dönüşüyor.
Belki de yaşadığımız çöküş, dış müdahalelerden çok kendi içimizdeki savrulmanın sonucudur. Dindarlığı hayattan koparıp bir süs eşyasına dönüştürdüğümüzde, geriye sadece şekil kalır. Oysa bizi ayakta tutan şey şekil değil, ölçüdür.
Peygamber Efendimizin (sav) hatırlattığı gibi:
“Siz nasıl olursanız, öyle idare edilirsiniz.”
Bu söz, yöneticilerden önce kendimize bakmamız gerektiğini söylüyor.
Belki de şimdi aynaya bakıp şu soruyu sormanın vaktidir:
“Ben, inandığım değerlere gerçekten sadık mıyım; yoksa sadece öyle mi görünüyorum?”
Önce kendi kapımızın önünü süpürmek zorundayız. Çünkü içerden başlayan bu erozyon durdurulmazsa, hepimizin üzerine çökecek.
Allah ayağımızı sabit kılsın, kalbimizi şaşırtmasın.





