Geçtiğimiz yıl Hamîd-i Velî Hazretleri’nin, gönüllerimize “Somuncu Baba” olarak bilinen o büyük velinin dergâhını ziyaret etmiştim. Tekkede duvarda asılı duran bir nasihat dikkatimi çekti. Bu söz beni çok etkiledi.
“Halkın elinde olandan ümidini kes!”
Belki sayısız kez duymuşuzdur bu cümleyi… Ama insan, hakikatin bazı kapılarını ancak yüreği ağırlaşınca, yükü çoğalınca, yüzü yara bere içinde kalınca açabiliyor. Bu söz de öyle bir anahtardı.
Bugün insanın en büyük sınavı, insanların rızasını Allah’ın rızasının önüne koyması. Beğenilmek, takdir edilmek, desteklenmek, önemsenmek… Bunların her biri insanın ruhuna ince ince işlenen prangalar. Birine bağlandıkça bir halka daha ekleniyor zincire. Ne kadar çok beklenti biriktiriyorsak, o kadar çok tutsak oluyoruz aslında. Ve tutsaklık büyüdükçe huzur kaçıyor, mutluluk göç ediyor.
Patrondan beklersin, amirinden beklersin… Arkadaşından, kardeşinden, dostundan, eşinden, çocuğundan, akrabandan… “Ben hak ettim” dersin, içten içe bir yangın tutuşur. Küser, kırılır, daralır, iç kavgalara mahkûm olursun.
Oysa insanın belini büken, çoğu zaman kendi sırtına kendi elleriyle yüklediği o gizli çuvallardır: Başkalarının elinde olanı beklemek…
Düşünün; birinin övgüsüne bel bağlayan, birinin tebessümünü hayati önem taşıyan, birinin onayını hayat pusulası yapan bir insan… Yükü ağır olur elbette. Çünkü halk değişir, gönül değişir, insanlar değişir. Bugün sizi alkışlayan yarın sırtını döner; bugün başınız okşanır, yarın kapılar yüzünüze kapanır.
İnsan, “neden bu kadar yoruldum?” diye sorguladığında çoğu zaman yükünün kaynağını bile fark edemez. Oysa yorgunluğun sebebi apaçık ortadadır:
Yanlış kapılarda beklemek…
Hakikatin tam ortasında duran cümle şudur:
Başkası ne verirse geçicidir; Rabb’in verdiği ise daimidir.
Asıl kıymet insanların dilinde değil, Allah’ın yanında saklıdır. Asıl şeref insanların takdirinde değil, Rabb’in rızasındadır. Gönle huzur veren sevgiyi de, gönlü dirilten kuvveti de, kalbe selamet veren teslimiyeti de ancak O ihsan eder.
Bu yüzden Somuncu Baba’nın nasihati, sadece bir cümle değildir; bir hayat pusulasıdır:
“Halkın elinde olandan ümidini kes; O’nun elindekine yönel.”
İnsanı özgürleştiren budur.
İnsanı onaran budur.
İnsanı koruyan, ayakta tutan, güçlendiren budur.
Bugün insanlık olarak yeniden bu basit ama büyük hakikate dönmeye ihtiyacımız var. Çünkü kalabalıkların arasında kaybolmuş ruhlar olduk. Bir beğeniye, bir alkışa, bir onaya bağımlı hale geldik. Halbuki gerçek huzur, insanların ne dediğinde değil; Rabb’imizin gönlümüze koyduğu doğruda gizlidir.
Yönü O’na çeviren kazanır; beklentisini O’na bağlayan yorulmaz; sırtını O’na dayayan asla düşmez.
Velilerin dilinde nasihat, aslında bir ömürlük reçetedir.
Ve Somuncu Baba'nın o duvardaki sözünde ömürlük reçete açıktır:
“Halkın elinde olandan ümidini kes!”







